Saç Dökülmesi

Saç dökülmesi sorunu yaşayan hastalara yaklaşım oldukça sistematik olmalı, saç dökülmesine yol açabilecek dahili hastalıklar ve saçlı deri hastalıkları ayırt edilebilmelidir. Bilinmelidir ki her saçı dökülen hastaya aynı tedavi yöntemi uygulanamaz.

Dökülme tipleri ve hasta profilleri hakkında, bireysel hasta problemleri değerlendirilmeli ve en etkin çözümler bulunmalıdır. Tedavi yöntemleri aktif sistemik hastalığın tedavisi, hasta eğitimi, saç dökülmesini durduracak sistemik ve lokal ilaç tedavileri Mezoterapi, Saç lazeri uygulamaları ve Saç ekimi gibi yöntemleri içerir

Saç Dökülme Tipleri

Saç dökülmesinin en sık görülen tipleri;

  1. Erkek ve kadınlarda görülebilen erkek tipi kellik,

Erkeklerde görülen erkek tipi kellik şimdiye kadar en sık görülen tiptir, kadınlarda görülen erkek tipi kellik bunu takip eder.

  1. Cerrahi sonrası kellik,

Cerrahi sonrası kellik, saçlı deri, kaş yada sakalda tümöral oluşumların eksizyonundan sonra oluşabilir.  Bunun yanında yüz germe, kaş kaldırma ve kraniofasiyal girişimlerden sonra da favorilerde, frontal, temporal ve retroaurikular bölgelerde de saç dökülmesi görülebilir.

  1. Travma sonrası kellik,

Travma sonrası kellik yanıklar, saçlı derinin ve kaşların travmatik yaralanmaları ve saçlı deri avulsiyonlarından sonra görülür.

  1. Doğumsal kellik

Konjenital saç yokluğuna örnekler, aplasia kutis konjenita, bilateral yarık dudak olgularında bıyık olmaması (puberteye kadar fark edilmez), triangüler temporal alopesi ve Jadassohn’un sebase nevüsüdür. Aplasia kutis kongenita vakaları epidermis, dermis, deri altı yağ dokusu hatta bazen kemik dokuların oluşmaması ile karakterizedir.

Erkek tipi kellik için en sık kullanılan sınıflama Norwood’un tanımladığı sınıflamadır;

Tip I: Frontotemporal alanlarda ön saç çizgisinde açılma ya çok azdır ya da hiç yoktur.

Tip II: Triangüler simetrik frontotemporal açılma,  eksternal kulak kanalları arasından çizilen bir koronal plandan 2 cm’den fazla olmamak üzere posteriora doğru gider.

Tip III: Eksternal kulak kanalları arasından çizilen bir koronal çizginin 2 cm’den fazla posterioruna uzanan frontotemporal açılma

Tip III verteks: Esas olarak verteks tipi saç kaybıdır ama tip III’teki tarif edilen kadar geriye uzanmayan bir açılma vardır.

Tip IV: Frontotemporal açılma tip III’den daha ağırdır.

Tip V: Saç dökülmesi hem frontotemporal hem de verteks alanlarda daha ileridir ve yalnızca tepeye doğru ince ve seyrek bir saç bandıyla ayrılmıştır.

Tip VI: Frontotemporal ve verteks alanları ayıran saç bandı kaybolmuştur. İki alan birleşmiştir. Tüm alan laterale ve posteriora doğru genişlemiştir.

Tip VII: Bu erkek tipi kelliğin en ağır formudur. Yalnızca at nalı biçiminde, dar ve seyrek bir bant şeklinde ince saçlar vardır.

Norwood ayrıca erkek tipi kellik olgularının %3’ünde bulunan daha seyrek görülen bir varyantı da tanımlamıştır. Bu tipte kellik , yarımada şeklinde saç olmadan anterior saç çizgisinden başlar ve posteriora doğru ilerler. Bu a tipi anterior varyans desenleri aşağıdaki gibi tanımlanmıştır:

Tip IIa: Anterior saç çizgisinin tümü alındadır. Yalnızca çok az seyrek saçlar orta frontal yarımadayı oluşturur. Çıplak kalan alan orta frontal çizgiden 2 cm’den fazla uzağa gitmez.

Tip IIIa: Çıplaklaşan alan esas olarak orta koronal çizgiye ulaşır.

Tip IVa: Alopesi alanı posteriorda orta koronal çizgiye ulaşır.

Tip Va: Bu alopesinin en ileri derecesidir ve daha da posteriora doğru uzanır. Daha da ilerlerse tip V ve VI’dan ayrılamaz.

Kadın tipi androjenik alopesi için en sık kullanılan sınıflama Ludwig sınıflamasıdır;

İncelme genellikle daha yaygındır, çoğu olguda ön saç çizgisi korunmuştur, tepede, şakakta  ve paryetal alanlarda önemli oranda zayıflık olur. Genellikle yalnızca oksipital bölge makul ölçüde iyi saç kalitesi ve dansitesi olan yer olarak kalır. Androjenik alopesi gelişen kadınlarda mutlaka dolaşımdaki androjenlerde anormal artışlar ya da hormonal dengesizlikler olması gerekmez. Çoğunda, aslında, normal erişkin kadınlarda olması gereken androjen düzeyleri vardır.  Kıl  folliküllerindeki androjen reseptörleri dihidrotestosterona hipersensitif hale gelmiş olabilir ya da dihidrotestosterona bağlanma afinitesi aşırı artmış olabilir; bunun da kaynağı genetik olabileceği gibi genetikle ilişkisiz de olabilir.